Memleket özlemi...
Annem, 1962 yılında ortaokulu okumak için Samsun'un Vezirköprü kasabasından gelmiş İstanbul’a ve sonrasında kalıp yerleşmiş.
İstanbul’da Zeynep Kamil Koleji’nde hemşirelik okumuş. Babam ise Rize’nin İkizdere İlçesinden, gene okumak için gelip yerleşmiş İstanbul’a. Haydarpaşa Lisesi'nde okumuş.
Seneler geçmiş...
Dedem memleketinde vefat edince annem, tek başına kocaman evde kalmasın diye anneannemi kendi yanına İstanbul’a almış.
Anneannem bizim alt katımızdaki dairede kalırdı. İlk zamanlar her sene memlekete, evine götürürdük. Sonradan iş güç, ihmal ettik biraz. Anneannem'in de memleket özlemi git gide arttı.
Kolay mı, yıllarca yaşadığın evini bırakmak? O evde bir sürü şey yaşamış, paylaşmış dedemle ve çocukları ile birlikte…
Kırgınlıklar, mutluluklar, acılar, sevinçler... Evin her yerinde her tahtasında, kaşıkta çatalda büfesinde eski hatıralar yaşıyor. Her şeyden önemlisi orada dedemin hatıraları var.
Evlendiklerinde Anneannem 17 yaşındaymış, dedem ise ondan 20 yaş büyük. Dedem vefat ettiğinde, anneannem 40 yaşındaymış ve sonra hiç evlenmemiş. Pembe beyaz bir teni vardı ve çok güzel bir kadındı. 72 yaşında hayata gözlerini yumduğunda, yüzünde tek kırışık yoktu. İstanbul’a gelirken bir bardağını bile getirmemiş. Sanırım tekrar oraya dönme duygusunu, içinde yaşatmak için…
Ben hatırlıyorum, kiminle tanışsa ilk sorusu nerelisiniz oluyordu? Hani belki Samsunlu ise ona bir şeyler soracak da, memleketinden haber alacaktı. Ve bir nebze olsun, memleket özlemini giderecekti.
Kolay değil... Büyüdüğün, beslendiğin, acılar çektiğin, sevinçler paylaştığın memleketini bırakıp tanımadığın bir diyarda yaşıyorsun.
Aslında İstanbul’da memleketinden çok daha rahattı, hem de torunlarıyla birlikteydi. Fakat gene de, bizim oralarda diye başlardı cümlelerine...
Dünyanın en güzel yerinde yaşasanız da, yine de ait olduğunuz, hayatınızın büyük kısmını geçirdiğiniz memleketinizi unutamıyorsunuz, oraları özlüyorsunuz.
Anneannemin yeri bende çok farklıdır. Vefat edince onu istediği gibi, ilk ve son aşkı dedemin yanına gömdük...
Düşünüyorum da, ben de biraz anneanneme çekmişim. Tatil için veya iş için gittiğim seyahatlerde, belli bir günden sonra İstanbul’u özlüyorum. Boğaz’da güneşin doğuşunu, akşam vapurla eve dönerken denize düşen hüznü yaşamayı...
Gittiğim seyahatlerde özlemimi aya bakarak gideriyorum. Şimdi İstanbul’da da ay vardır diye, bir nebze de olsa teselli veriyorum kendime…
Farklı şehirlere, ülkelere gitmek elbette güzel. Seviyorum farklılıkları görmeyi. Ancak elimde değil, bir müddet sonra İstanbul’u özlüyorum. Hayatım burada geçmiş çünkü. Burada doğup büyümüşüm. Sıkıntı çekmişim ya da mutlu olmuşum. Buraya aittim yani...
Memleket özleminden bahsederken, aklıma bir Sezen Aksu şarkısı düştü yine…
Dinlemenizi tavsiye ederim:
Memleketime çoktan bahar gelmiştir
Başakları şimdiden göğe ermiştir
Dağlarını gelincik basmıştır
Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır
Kirazlar olmadan tez vakitte
Asmanın sürgün veren dallarında
Nergisin, zerenin taç yapraklarında
Seninle baharı kutlamaya geliyorum
Başımı omzuna yaslamaya
Hayata yeniden başlamaya
Bağında, bahçende, pınarlarında
İçimi yıkamaya geliyorum
Caddelerinde kızlarla oğlanlar
Oynaşıyordur şimdi, ah! Hem de nasıl
Başlayan, biten, tazelenen aşklar
Başlıyor ömrümüzde yeni bir fasıl
Yorumlar
Yorumunuz alındı!
Yorumunuz başarıyla kaydedilmiştir ve onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.


