Halef R. VAYIS

06.08.2026 17:39

Çocuk yoksulluğu…

Finlandiya, 1970'li yıllardan başlayarak eğitim sistemini ve sosyal politikalarını dönüştürdü. Gün itibariyle dünyanın en ünlü ve saygın eğitim sistemine sahip.

Bu mucizevi dönüşüm, yenilikçi reformlar sayesinde gerçekleşti.

Ülke, 30 yıl içinde eğitim sistemini 'yetenek kuluçka makinasına' çevirdi. Böylece, aynı zamanda bir sanayi ekonomisi yarattı.

Finlandiya, işin sırrını şöyle açıklıyor: Kaliteli kamu eğitimi, sadece eğitim politikalarının değil, aynı zamanda sosyal politikaların bir sonucudur.

Eğitimde fırsat eşitliği sözde kalmamalı…

Başkent Helsinki'nin en önemli ortaokullarından Viikki, buna örnek…

Finlandiya'nın tüm okullarında olduğu gibi, burada da zengin bir iş adamının çocuğu ile orta halli bir işçinin çocuğunu yan yana görebilirsiniz. Hiçbir şekilde onlardan okul ücreti ya da harç alınmıyor.

Okulun geniş kafeteryasında her gün cömert miktarda sağlıklı gıda veriliyor ve buradaki 940 öğrencinin tamamına ücretsiz sağlık hizmetleri ve diş tedavisi sunuluyor.

Okul malzemelerinin hepsi bedava…

Çocuk gelişimi uzmanı pedagog ve psikologlar, dikkatle öğrencileri takip ediyor, “okuma yazma öğrenme güçlüğü” gibi sorunları hızla tespit edip onlara destek veriyor.

1990'lu yıllarda "Finlandiya Dersleri" kitabında bu reformların yaratıcılarından eğitimci Pasi Sahlberg, şu ifadeleri kullanmıştı:

"Yüksek sosyal refah düzeyi ve çocuklar için eşit fırsatlar, kaliteli öğrenmeyi garantilemekte kritik rol oynuyor. Sosyal eşitsizlik, çocuk yoksulluğu ve temel hizmetlerin yetersizliği, bir ülkenin eğitim sisteminin performansını azaltan güçlü bir etken."

Burada anahtar kelime ‘çocuk yoksulluğu’ olsa gerek…

Yoksun geçirilen bir çocukluğun; o kişinin, dolayısıyla toplumun tüm geleceğini etkilediği su götürmez bir gerçek çünkü…

 

Başkasında sandığımız, kendimizde de olan sağırlık…

Birbirimizi dinlemiyoruz...

Hepimiz konuşuyor, hiçbirimiz duymuyoruz.

Her an savunmada ve mütemadiyen saldırıdayız…

Hep diğerini suçluyoruz.

Bir anekdotla özetleyelim:

Temel doktora gitmiş:

- Bizim hanım sağır oldu. Ne söylesem duymuyor.

Doktor "sağırlığının derecesi önemli" demiş:

- Şimdi evine git, karına seslen. Duymazsa üç adım yaklaş, yine seslen. Yine duymazsa üç adım daha... Hâlâ duymuyorsa, üç adım daha... Bakalım hangi mesafede duymaya başlayacak?

Temel doktora teşekkür edip eve koşmuş:

- Hanım bugün ne pişirdin?

Yanıt yok...

Temel üç adım atıp tekrar sormuş:
- Fadime yemekte ne var?

Üç adım daha... Üç adım daha...

Sonunda Fadime patlamış:

- Temel yoksa sen sağır mısın Bu dördüncü söyleyişim. Yemekte hamsi var diyorum, duymayi misun? 

 

İnsan kendine sormadan edemiyor: Bu sağırlık nasıl düzelir?

Yalnızca başkasında sandığımız ama kendimizde de olan…

 

twitter.com/halefrvayis 

Yorumlar

Yorumunuz alındı!

Yorumunuz başarıyla kaydedilmiştir ve onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

İsim gerekli!

Mesajınızı yazınız!

Henüz yorum yapılmamıştır.